Son Yazılar :
En Son Yazılar

Sosyal Medya Tarihçesi



Sosyal medya tarihçesi

"Sosyal medya" kelime kalıbı hayatımıza gireli çok uzun bir zaman olmuyor. Fakat kavram olarak sosyal medya uzun zamandan bu yana hayatımızda. Daha yeni yeni önemini kavradığımız bu alan ne zaman hayatımıza girdi? İlk temelleri nerede atıldı? Facebook, Türkiye'de popüler olmaya yaklaşık olarak 2008 yılında başladı. Yani dört yıl önce iletişim anlayışımızda büyük bir devrim yaşandı ve biz bu hızı tam anlamı ile yakalayamadık. Çoğu zaman sosyal medyayı Facebook ve Twitter'dan ibaret zannettik. Fakat yanıldık. Bu yazımızda sosyal medyanın temelleri ne zaman atıldı ve günümüzde hangi boyutlara ulaştı bunları ele alacağız.
Sosyal medyanın doğuşu
Pek çok kaynakta, Ward Christensen ve Randy Suess adındaki iki teknoloji tutkunu arkadaşın, 1978 yılında arkadaşları ile irtibat halinde kalmak için BBS isimli bir yazılımı geliştirmelerini sosyal medyanın başlangıcı olarak değerlendirir. Sosyal medya çevrimiçi bir iletişime dayandığı için bu bilgi yanlış sayılmaz. Sonuç olarak farklı kişilerin çevrimiçi ortamlarda, katılımda bulunarak iletişim kurmaları sosyal medya olarak değerlendirilebilir. Özellikle de 1978 yılındaki olanakları göz önünde bulundurursak, bu iki kafadarın yaptığı çalışma hiç de fena sayılmaz.
Sosyal medyanın gelişimi
Ward Christensen ve Randy Suess'ın geliştirdiği BBS isimli ilkel sosyal medya aracından 11 yıl sonra İsviçre'de dünyanın ilk web sitesi kuruldu ve devamı hızlı bir şekilde geldi. İnsanlar ile iletişim kurmamızı sağlamak amacı ile 1995 yılında MIRC programı ortaya çıkarıldı. MIRC takma isimler kullanarak, tanımadığımız kişiler ile iletişim kurmamızı sağladı. Kullanıcılar kendileri hakkında detaylı bir bilgi vermek zorunda değillerdi fakat iletişim kurdukları kişi hakkında da net bilgiler alamıyorlardı. Ardından gelen ICQ programı, tanıdığımız kişileri bir anlamda bir araya toplamamızı sağladı denilebilir. ICQ'da da ismimizi kullanamazken, programın bize verdiği kullanıcı numaraları bizim ICQ kimliğimizi oluşturuyordu. Bu döneme sosyal medyanın tam anlamı ile sanal olduğu dönemler diyebiliriz. Zira kendimiz hakkında gerçek bilgiler vermemiz gerekmiyordu ve zaten o yıllarda kullanıcılar kendileri hakkında bilgi vermekten çekiniyorlardı.
Sosyal medya ve sözlükler
1999 yılında ülkemizde kurulan Ekşi Sözlük, sosyal paylaşım adına, Türkiye'deki ilk büyük adım olarak değerlendirilebilir. Sözlüğe üye olan kişiler belirlene başlıklar altında tanımlamalar ve görüşler yazmaya başladılar. İlk başlarda kendi halinde bir proje olan Ekşi Sözlük, zamanla daha popüler olmaya başladı ve üyeleri tarafından yazılanlar ülke genelinde oldukça tartışılmaya başlandı. Özellikle ünlü kişiler, haklarında yazılanlardan şikayetçi oldular. Ünlülerin bu haberleri televizyonda yer aldıkça Ekşi Sözlüğün şöhreti de hızla arttı. Artık Ekşi Sözlük büyük bir güç haline gelmişti. Ekşi Sözlük'te bir marka veya ünlü kişi hakkında yazılanlar, o kişi ya da markanın itibarını belirlemeye başlamıştı. Ardından pek çok sözlük kuruldu. Bunların başında Uludağ Szölük ve İTÜ Sözlük geliyor. Son olarak da 2009 yılında kurulan İnci Sözlük, bu alanda kendi tarzını oluşturarak yepyeni tartışmaları başlattı. İnci Sözlük, ilk baştaki küçük kitlesi ile, televizyonu kullanarak ismini çok geniş bir kitleye duyurdu. İçeriğinde barındırdığı müstehcen jargon sebebi ile kısa zamanda sosyal medya kullanıcılarının dikkatini çekmeyi başardı ve başlıca sözlükler arasında yerini aldı. Sözlükler artık sosyal paylaşımın vazgeçilmez bir aracı haline geldiler.
Sosyal medya ve bloglar
Bloglar kişilerin ilgili oldukları alanlar hakkında bilgi paylaşımı yaptıkları platformlardır ve sosyal medya paylaşıma dayalıdır. O halde blogları sosyal medyanın içine dahil etmemek hata olur. 1999 yılında kurulan Blogger, kısa bir süre sonra ücretiz hizmet vermeye başlaması blog yazarlarının yaygınlaşması için önemli bir adım oldu. Google 2003 yılında Blogger'ı satın aldı ve bu alanın daha da yaygınlaşmasını sağladı. Bloglar yaygınlaştıkça, kişisel paylaşımlarda o oranda arttı. Blog yazarları arasında, konusunda söz sahibi kişiler ortaya çıkarken internet ortamına yüklenen bilgide hızla arttı. Zamanla blog hizmeti sağlayıcıları da artmaya devam etti.
Sosyal medya nasıl gelişti ?
1999 yılında Microsoft tarafından geliştirilen Messenger programı, kullanıcıları sanal isimlerden kurtararak gerçek isimlerini kullanabilecekleri bir platform sundu. Yani artık sosyal iletişim sanallıktan kurtularak, gerçekliğe dönüşmeye başladı. Fakat bu gerçek kimliğe geçiş hızla olmadı. İnsanların takma isim kullanma alışkanlıkları uzun bir süre daha devam etti.
2003 yılında iş dünyasının profesyonellerini bir araya getirmeyi hedefleyen LinkedIn kuruldu ve tamamı ile gerçek bilgiler ve gerçek isim isteyen bir yapı ile karşımıza çıktı. Alışkanlıklarından kurtulamayan internet kullanıcıları LinkedIn'e ilk başlarda oldukça uzak kaldı. Ancak LinkedIn 2006 yılında büyük bir sıçrama yaparak, üye sayını oldukça arttırdı. Bu da internet dünyasında bir şeylerin değiştiğini kanıtlıyordu.
Türkiye'de sosyal medya adına atılan önemli bir adımda 2004 yılında kurulan sosyal paylaşım platformu Yonja.com'du. Pek çok üye edinen Yonja kayda değer reklam gelirleri de elde ediyordu. Fakat zamanla kendisini yenilemekte geç kaldığı için yerini daha gelişmiş sosyal ağlara bıraktı. Halen yayında olmasına rağmen eski popülerliğinden oldukça uzak.
2004 yılı sosyal medya için tam bir dönüm noktası oldu. Bu yıl içerisinde resim paylaşma ağı olan Flickr faaliyete geçti ve oldukça popüler oldu. Artık sosyal paylaşımın sadece sohbet üzerine olmadığı, insanların resim, fotoğraf gibi materyalleri de paylaşabileceği kanıtlandı. Flickr oldukça başarılı bir proje olarak sosyal medya tarihine adını yazdırdı. Yine aynı yıl içerisinde Facebook, Mark Zuckerberg tarafından yayına sokuldu. İlk başlarda tek bir üniversite için kullanımda olan site, zamanla başka üniversitelere de yayıldı. Facebook'u kullanan herkes memnun kalıyor, sitenin bu şöhretini duyan tüm internet kullanıcıları da, Facebook'un bir an önce kendi okulları için çalışmalar yapmasını umuyorlardı. Ancak Facebook beklenenden daha büyük bir hamle yaptı ve sadece üniversitelere açılmayı bırakıp tüm dünyaya açıldı. Gerek alt yapısı gerekse kullandığı teknoloji bakımından, o günkü rakiplerine göre tartışılmaz seviyede başarılı olan site hızla dünyaya yayılmaya başladı. Kullanışlı bir arayüze sahip olması, internet kullanıcıların kendisine çekti. 2008 yılında ülkemizde de gündeme oturan Facebook artık bir zorunluluk haline gelmeye başladı.
2006 yılında kurulan YouTube'da sosyal paylaşım mecrasının video ayağını oluşturarak, bu alana çok büyük bir katkı yapmıştır. Ardından Google tarafından satın alınan site, oldukça geliştirilerek başladığı günden bu yana dünyanın en popüler video platformu olmayı başarmıştır. Yine 2006 yılında hayatımıza giren mikro blog sitesi Twitter, kısa zamanda kendi kültürünü oluşturdu ve bununla kalmayarak kendi ünlülerini de yarattı.
Sosyal medya ve markalar 
Sosyal medya insanların hayatına daha çok girdikçe, eski mecralara olan ilgide yavaşça azalmaya başladı. Son olarak Facebook'un 1 milyar üye sayısını geçmesi, artık bu alanın ne kadar ciddi bir alan olduğunu kanıtladı. Durum bu şekilde olunca dünya çapında markalarda, televizyon ve yazılı basına ayırdığı reklam bütçesinin yanına birde sosyal medyayı eklemek zorunda kaldı. Küresel şirketlerin tamamına yakını Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda birer hesap açtı. Markalar önceleri bu alanı nasıl kullanacağını tam olarak kavrayamadılar fakat zaman geçtikçe bu acı tecrübeleri onlara yol gösterdi. Markaların yaşadığı kötü tecrübeler, sosyal medyanın ciddi bir alan olduğunu ve bu işin ciddi bir şekilde yapılması gerektiğini hem onlara hem de bizlere öğretti. Yani hiç bir marka ya da kişi sırf bu alanda olmak için sosyal medyaya adım atmamalı. Sosyal medya süreci iyi yönetilmediği takdirde, marka ve kişilere katkı değil zarar getirir.
Bu yazı sosyal medya haber blogu olan Sosyaling.com'un izni ile http://www.sosyaling.com/sosyal-medya-tarihcesi/ adresinden alınmıştır. 

Sosyal Medya Araçları



Sosyal medya araçları

Sosyal medya yaygınlaştıkça, sektörün yapması gereken iş yükü de artıyor. Bu noktada çeşitli sosyal medya araçları işimizi epey kolaylaştıracaktır. Aşağıda sizler için en çok kullanılan sosyal medya araçlarını derledik.
Radian 6 : Kurumsal hesaplarınızdan sosyal medyada yaptığınız paylaşımları dinlemenizi, ölçümlendirmenizi, ilişki kurmanızı ve keşfetmenizi sağlayacak oldukça kullanışlı ve faydalı bir araçtır.
Addictomatik : Kolay bir şekilde tek bir yerden Google, YouTube, blog servisleri (Wordpress, Blogger, Tumblr vb.) , Yahoo, Digg, Flickr, Delicious, Technorati, Ask.com gibi yaklaşık olarak 24 popüler serviste arama yapmanızı sağlayan bir web aracı. Arama yaptığınızda aradığınız konu hakkında en güncel kaynağı oluşturmuş oluyorsunuz.
Social Mention : Sosyal medya arama motoru denilebilir. Bu araç ile bloglar, yorumlar, yer imleri, etkinlikler, haberler, videolar ve mikro bloglama servisleri gibi sosyal medya kullanıcılarının oluşturduğu içerikler arasında arama yapabilirsiniz.
Steprep : Google Alerts ile sorgu veya konu seçimine göre web, haber vb. konular ile ilgili en güncel sonuçları e-posta olarak sunar. Steprep sitesine bir Google hesabı ile üye olarak, şirketinizin ya da topluluğunuzun internetteki itibarı ile ilgili anlık değişiklikleri kontrol edebilirsiniz.
Twazzup : Twitter'ı izleyen bir programdır. Seçilen anahtar kelimeleri bir tweette mention edilmiş halde sunar. Ayrıca bağlantı popülerliği bulutu ve kullanıcı sayısı şeklinde kategorize eder. Gerçek zamanlı olarak, özet, topluluk, haberler, en çok tıklanan linkler ve Twitter akışını resmeden kullanışlı bir sitedir.
Sysomos : Sysomos, tüm sosyal medya iletişimlerine anlık ve sınırsız erişim sağlayarak sosyal medya üzerinden bilgi toplanmasına imkan veriyor. Bu sayede kolay ve hızlı bir şekilde sosyal medyada neler olduğunu, neden olduğunu ve kimler tarafından yönlendirildiğini belirleyebiliyorsunuz. Sysomos aynı zamanda sosyal medyada yapılan paylaşımların yapısını inceleyerek yorumların değerlendirmesini (olumlu/olumsuz), kullanıcının cinsiyet, yaş ve lokasyon bilgilerini sunabilmektedir.
Hootsuite : Başta Facebook ve Twitter olmak üzere sosyal medya takibi ve yönetimi yapmak için verimli bir web aplikasyonu. İşletmelere sosyal medya tanıtım, takip işinde yardım etmek ve verimliliklerini maksimize etmek için faydalı olabilecek, birinci sınıf bir sosyal medya takip aracıdır.
Beevolve : Sosyal medya ve internet üzerinde araştırmalara yapabileceğiniz, kullanımı oldukça kolay, kapsamlı bir sosyal medya aracıdır. Şirket olarak zaman zaman çeşitli analizleri de kullanıcılar ile paylaşıyorlar.
How Sociable : Sosyal medyayı ölçümleyen pratik bir web sitesidir. En popüler sosyal medya sitelerinde, markanızın ne kadar göründüğünü ölçümlüyor. Markanın sosyal medyadaki durumuna göre, günlük görünürlük skorunu veriyor.
Buzzlogic : Daha güçlü, etkili ilişkiler kurmak ve rakip ürünleri izlemek için yardımcı olmak üzere tasarlanmıştır. Tüm sosyal pazarlamacıların denemesi gereken patentli bir programdır.
Seesmic : Yazılımı sayesinde Twitter ve Facebook sosyal paylaşım sitelerindeki hesaplarınıza hızlıca ulaşmak ve bu hesaplarınızı takip edebileceğiniz bir yazılım. Bunların dışında, markanızın sosyal medya yönetiminde kullanabileceğini pek çok özelliği de bulunmaktadır.
PostRank : Bu servis aracılığı ile Web sitesi sahipleri, ziyaretçilerinin, site içeriği ile, gerek site üzerinde gerekse de site dışında çeşitli sosyal medya kanalları üzerinde ne şekilde etkileşim kurabildiklerini görebiliyor ve bunun site trafiğine olan etkilerini analiz edebiliyorlar. PostRank, Google tarafından satın alındı.
SocialSeek : En son haberleri, tweetleri, videoları, fotoğrafları ve daha fazlasını tek bir yerde görebilmenizi sağlayan, kullanışlı bir sosyal medya aracıdır.
Bu yazı sosyal medya haber blogu olan Sosyalmedyal.com'un izni ile http://sosyalmedyal.com/sosyal-medya-araclari/  adresinden alınmıştır. 

Facebook Edgerank Algoritması Nedir?



Facebook Edgerank hakkında her şey

Facebook'ta arkadaş olarak eklediğiniz kişilerin ya da beğendiniz sayfaların tüm paylaşımları anasayfanızda görünmüyor. Bunun sebebi Facebook'un algoritması Edgerank. Peki ama nedir bu Edgerank? Neden bize tüm arkadaşlarımızın ya da tüm beğendiğimiz sayfaların paylaşımlarını göstermiyor? Bu yazımızda bunu ele alacağız.
Facebook dünyaya ilk açıldığı ve yaygınlaşmaya başladığı yıllarda, tüm sayfaların ve arkadaşların paylaşımlarına kullanıcıların ana sayfalarında yer veriyordu. Ancak insanlar daha fazla arkadaş ekledikçe ve daha fazla sayfayı beğenmeye başladıkça, ana sayfadaki akışta aynı oranda hızlandı. Akışın hızlı olması ile birlikte, kullanıcıların önem verebileceği ve etkileşime geçebileceği tüm paylaşımlar da, kaybolup gidiyordu. Facebook buna çözüm olması için Edgerank algoritmasını geliştirdi. Edgerank algoritmasından sonra, kullanıcıların ana sayfalarında, daha fazla etkileşimde oldukları kişi ve sayfaların paylaşımları daha ağırlıkta gösterilmeye başlandı.
Facebook'un Edgerank algoritmasını geliştirmekteki öncelikli amacı bu iken, diğer amacıda, paylaşımlarını daha fazla kişiye göstermek isteyen markalardan para kazanmak istemesiydi. Facebook şu ana kadar her iki amacını da gayet başarılı bir şekilde yerine getiriyor.

Facebook Edgerank nasıl çalışır?

Facebook Edgerank, her kullanıcıya özel değerlendirmeler yaparak, kullanıcıların hoşuna giden ve daha çok etkileşimde oldukları kişi ve sayfalar ile bağlantıda olmalarını sağlar. Facebook Edgerank'i en kolay açıklayabileceğimiz örnek, Facebook'ta sağ tarafta yer alan çevrimiçi arkadaşlarımızı gösteren sohbet listesidir. Bu listenin üst kısmında daima daha fazla mesajlaştığımız arkadaşlarımız yer alır. Daha az ve hiç mesajlaşmadığımız arkadaşlarımız ise listenin alt kısmında yer alır.
Edgerank, kullanıcıların haber kaynaklarında hangi haberlerin yer alacağına karar veriyor. Bu işlemi de kullanıcının alışkanlıklarını izleyerek yapıyor. Örneğin bir kullanıcı A ismindeki bir arkadaşının fotoğraflarına daha sıklıkla bakarken, B arkadaşının videolarına daha sıklıkla baksın ve C markasının durum güncellemelerine yorum yazıyor olsun. Edgerank bu kullanıcının bu alışkanlıklarını ölçümlüyor ve artık bu kullanıcıya A arkadaşının fotoğraflarını B arkadaşının videolarını ve C markasının durum güncellemelerini daha fazla göstermeye başlıyor. Yani Facebook'ta neler ile etkileşime geçiyorsak haber kaynağımıza onu gönderiyor.
Peki ama, genelde fotoğraflarına baktığınız bir arkadaşınız, bir video yüklerse bunu siz göremeyecek misiniz? Eğer bir şekilde etkileşime geçtiğiniz bir arkadaşınız ise, videosunu haber kaynağınızda görebilirsiniz. Ancak bu video kısa sürede haber kaynağnızdan kaybolup gider. Fakat aynı arkadaşınızın yüklediği fotoğraf, haber kaynağınızda daha görünür ve daha uzun süre yer alır.
Yine aynı kullanıcı D adlı markanın sayfasını beğenmiş olsun. Bu kullanıcı uzun süre D markasının paylaşımları ile etkileşime geçmez ise, Facebook Edgerank artık o kullanıcının haber kaynağında D markasının paylaşımlarını çok nadiren gösterecektir.
Peki devamlı fotoğraflarına baktığımız bir arkadaşımızın haber kaynağında bizim fotoğraflarımız da daha sık görünüyor mu? Facebook Edgerank algoritması tek taraflı çalışan bir sistemdir. Siz bir arkadaşınızın fotoğraflarına sıklıkla bakıyorsanız, o arkadaşınızın her fotoğraf paylaşımı sizin haber kaynağınıza düşecektir. Fakat o arkadaşınız sizin fotoğraflarınıza bakmıyor ise sizin fotoğraflarınız o arkadaşınızın haber kaynağında sıklıkla çıkmayacaktır. Yani bir arkadaşınızın fotoğraflarına bakıyor olmanız, sizin fotoğraflarınızı o arkadaşınızın haber kaynağında çıkmasını sağlamayacaktır.

Markalar Facebook Edgerank algoritmasını nasıl kullanmalı?

Markalar öncelikle, Facebook sayfalarının beğeni sayılarını arttıracakları zaman, hedef kitlelerini iyi seçmeliler. Doğru hedef kitleyi yakalayan sayfalar daha kolay etkileşim yakalarlar. Markalar Facebook sayfalarından düzenli olarak paylaşım yapmalılar ve her paylaşımlarını analiz etmeliler. Bu analizler sonucunda, sayfayı beğenen kişilerin daha çok fotoğraflarla mı yoksa videolarla mı etkileşime geçtiklerini, hangi saatlerde daha fazla etkileşime geçtiklerini öğrenmeleri gerekmektedir. Ardından en doğru paylaşımı en doğru zamanda yapmaya başlayabilirler.
Markalar, sayfalarını beğenen kişiler ile etkileşime geçmekte zorlanıyorsalar, soru sorabilirler. Soru sormak insanları harekete geçirmenin en güvenilir yollarından bir tanesidir. Özellikle gündemdeki konular ile ilgili sorulan sorular, her zaman dikkat çekmiştir. Soruları bir görselle desteklemek daha fazla dikkat çekmenize yardımcı olabilir.
Marka sayfaları etkileşimlerini ne kadar arttırırsalar, Facebook Edgerank o sayfanın içeriğinin o kadar ilgi çekici olduğunu düşünecek ve o sayfanın paylaşımlarını daha fazla kullanıcıya ulaştırıp daha ön plana çıkaracaktır. Markalar bunu kesinlikle iyi kullanmalı.
Bu yazı Sosyal Medya haber blogu olan Sosyaling.com sitesinin izni ile http://www.sosyaling.com/facebook-edgerank-algoritmasi-nedir/ adresinden alınmıştır.

Marka İsimleri Nereden Geliyor?


Marka isimleri ve hikayeleri

Pazarlamada bulduğunuz ürünün özelliklerinden daha önemli olan, markanıza ya da ürününüze vereceğiniz isimdir. Şu anda dünya çapında ün yapmış ve bizlerinde ürünlerini satın alıp kullandığımız markaların isimlerinin ilginç hikayeleri var. Sizler için en önemli markaların isimlerinin nereden geldiğini araştırdık. İşte dünyanın en önemli markaları ve hikayeleri.
Toshiba : Dünya genelinde bir elektronik şirketi olan Toshiba, 1875 yılında Tanaka Seizo-Sho ismi ile kurularak, telefon mühendisliği hizmeti vermeye başladı. 1899 yılında Tokyo Denki ismini alan şirket, 1939 yılından bu yana Tokyo Shibaura Electric siminin kısaltılmışı olan Toshiba ismini aldı.
Adobe : Grafik tasarım programları ile sektörünün en önemli şirketi durumunda olan Adobe şirketinin ismi, kurucusu olan John Warnock’un evinin hemen arkasında yer alan Adobe Koyu'ndan gelmektedir.
Adidas : Dünyanın en önemli spor malzemeleri üreticilerinden olan Adidas'ın ismi, kurucusu olan Adolf Dassler’ın lakbı olan "Adi" ve soyadının ilk üç harfi olan Das'ın birleşiminden gelmektedir.
Amazon : Dünyanın en büyük e-ticaret sitesi olan Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos, şirketi kurarken alfabetik sıralamada öne çıkmasını istediği için isminin A harfi ile başlamasını istemiş. Bunun için sözlükte isim ararken, dünyanın en büyük nehri olan Amazon'un ismini seçmiş. Çünkü bir gün kendi şirketinin de dünyanın en büyüğü olmasını istiyormuş.
Coca Cola : Şu anda dünya üzerinde sudan sonra en çok tüketilen içki durumunda olan Coca Cola'nın mucidi John S. Pemberton, markanın ismini, Coca Cola'nın üretiminde kullanılan Coca adlı bitkinin ve Kola adlı fıstığın isimlerinin birleşiminden alıyor. John S. Pemberton, logonun daha güzel görünmesi için, Kola'nın K harfini C harfi ile değiştirmiş.
Lego : Dünyanın en meşhur oyuncağı olan Lego'nun adı Danimarka dilinde "İyi oyna" anlamına gelen ‘legt godt’ deyiminden geliyor. Lego, Latincede ‘birleştiriyorum’ anlamına da geliyor fakat şirketin kurucuları, markalarına Lego ismini verirken bundan haberdar değillerdi.
Nike : Yunan mitolojisinde yer alan Zafer Tanrıçası "Nikea" dünyaca ünlü spor malzemeleri Nike markasının kurucularına ilham kaynağı olmuş. Ayrıca şirketin logosu da, Nikea adlı tanrıçanın kanatlarından esinlenilerek çizilmiş.
Nokia : Cep telefonu sektörünün önde gelen şirketlerinden olan Nokia adını, kurulduğu yer olan Finlandiya'nın Nokia adlı şehrinden almaktadır.
Pepsi : Yenilikçi bir şirket olan ve logosunu sık sık değiştiren kola markası Pepsi adını, sindirimi kolaylaştırıcı enzim olan ‘Pepsin’den almaktadır.
Skype : İnternet üzerinden mesajlaşmamızı, konuşmamızı ve görüntülü konuşmamızı sağlayan Skype adlı programın adı ilk olarak SKY-PEER-TO-PEER olarak belirlendi. Ancak daha sonra çok uzun olduğu düşünülerek Skyper olmasına karar verildi. Anlaşıan bu isimde beğenilmemiş ve Skype adında karar kılınmış.
Sony : Uzun yıllardır kaliteli teknolojik ürünler üreten Japon elektronik devi Sony'nin adı, Latince'de ses anlamına gelen "sonus" ve İngilizce'de evlat anlamına gelen "sonny" kelimelerinin birleşmesinden bulunmuştur.
Starbucks : Dünya genelinde şubeleri bulunan kahve zinciri Starbucks'ın kurucuları, marka adını Melville’in ünlü romanı Moby-Dick’teki ‘Starbuck’ isimli karakterden esinlenerek koymuşlardır. Romandaki "Starbuck" adlı karakter kahve bağımlısıdır.
Virgin : Türkçede "Bakire" anlamına gelen Virgin adlı şirketin kurucusu Richard Branson, iş dünyasına yeni adım attığı dönemlerde "Biz de iş hayatında bakire (virgin)’ sayılırız" fikrinden yola çıkarak, şirkete bu ismi vermiştir.
Vodafone : İngiliz GSM operatörü şirketi olan Vodafone'un adı, İngilizce'de ses anlamına gelen voice veri anlamına gelen data ve telefon anlamına gelen telephone kelimelerinin birleşiminden gelmektedir. Yani telefon ile ses ve veri taşıdıklarını marka ismi ile anlatmışlar.
Toyota : Toyota ilk kurulduğu dönemlerde dokuma tezgahı üretiyordu ve adı Sakichi'ydi. 1933 yılında otomobil üretmeye başladıklarında Toyoda ismini seçtiler ancak daha sonra kulağa daha hoş geldiği için Toyota isminde karar kıldılar.
Canon : Canon şirketinin ismi ilk başlarda The Kwanon'du. Ancak daha sonraları dünya genelinde daha tanınır bir şirket olabilmek için Canon adını aldı.
Volvo : İsveçli otomobil üreticisi olan Volvo adını Latince'de "yuvarlanıyorum" anlamına gelen "Volvere"  kelimenin kısaltılmasından geliyor. Şirket 1915 yılından bu yana bu ismi kullanıyor.
Wolkswagen : Alman otomobil üreticisi olan Wolkswagen şirketinin adı Almanca'da "Halkın Arabası" anlamına gelmektedir.
Ebay : Echo Bay Technology Group adlı şirket, internet siteleri için echobay.com alan adını almak istediler ancak bu alan adı daha önceden başka bir şirket tarafından alındığı için Ebay.com alan adını almak zorunda kaldılar.
IBM : International Bussines Machines yani Uluslararası İş Makineleri anlamına gelen IBM'in kısaltılmışı.
Bu yazı Sosyal Medya haber blogu olan Sosyaling'in izni ile http://www.sosyaling.com/marka-isimleri-nereden-geliyor/ adresinden alınmıştır. 

Portakal ve Bisküvi Aromalı Elmalı Soda

Bisküvili soda da çıkmış, az önce bir arkadaş Facebook'ta paylaştı, deneyen var mı diyor. İçinde bisküvi tadının pek hissedileceğini sanmıyorum ama.. Düşüncesinize için de bisküvi kırıntıları filan olduğunu :) ııııyk


Pinterest Nedir ?

Pinterest nedir ve nasıl kullanılır
Pinterest nedir ?
Pinterest kısaca ifade etmek gerekirse bir resim imleme sitesidir. (Artık video da pinlenebiliyor) Nasıl sevdiğiniz paylaşımları Digg, Stumbleupon, Reddit gibi siteler aracılığı ile imliyorsak, Pinterest ile de beğendiğimiz, daha sonra görmek isteyebileceğimiz ya da başkalarının da görmesini istediğimiz resimleri imleyebiliyoruz.

Pinterest Nasıl Kullanılır ?

En sık kullanılan örneği ile yemek tarifleri toplamak isteyen biri değişik yemek bloglarında beğendiği tariflerin resimlerini pinleyerek pinterest duvarında bir resimli yemek tarifleri listesi oluşturabilir ya da değişik sitelerde hoşuna giden elbiseleri, etekleri ayrı bir duvar açıp pinleyerek kendine bir kıyafet listesi oluşturabilir. Böylece rastladığı bir yemek tarifi ya da elbise modeli elinin altında bulunmuş olur. Daha sonra "Ben bunu hangi sitede görmüştüm ya..." diye aranıp, durmaz.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama en çok bu ikisi için kullanılıyor. Bookmarking ile sınırlı değil tabi, isterseniz kendi bilgisayarınızdaki resmi de yükleyebiliyorsunuz. Fotoğrafçılar ve tasarımcılar için porfolio olarak kullanılmaya da müsait.

Kaynak : Pinterest nedir ? Nasıl Kullanılır ?

Alexa Nedir ?

Alexa nedir, ne işe yarar?

Alexa, 1996 yılında kurulan ve tüm dünyadaki web sitelerini analiz edip, çeşitli kriterlere göre, dünya üzerindeki ve web sitesinin hizmet verdiği ülkedeki sıralamasını gösteren bir analiz ve ölçümleme aracıdır. Bu alanda oldukça eski olmasından dolayı çok büyük bir veri tabanına sahip olup, bu veri tabanından dolayı internet kullanıcılarının bir web sitesi hakkında bilgi edinmek için ilk baktıkları ölçümleme aracı durumundadır. Alexa, bir web sitesini analiz ederken, ziyaretçilerin siteye arama motorlarından mı yoksa direkt olarak mı geldiklerini, sitede kaç sayfa gezdiklerini ve ne kadar vakit geçirdiklerini göz önünde bulundurur.

Alexa sıralaması önemli mi?

Alexa %100 doğru veriler vermemesi ile birlikte, yaklaşık olarak verdiği veriler güvenilir sayılır ve siteler hakkında yaklaşık olarak fikir sahibi olmamızı sağlar. Yani eğer ki Alexa bir sitenin Türkiye'de ilk 1000 site arasında yer aldığını söylüyorsa, o site yaklaşık olarak o sıralardadır.
Alexa'nın verdiği sıralama verileri reklam verenler tarafından ciddi anlamda dikkate alınmaktadır. Reklam verenler, bir web sitesine reklam verecekleri zaman, bağımsız bir ölçümleme aracı olan Alexa verilerine bakarlar. Reklam verenler doğal olarak ziyaretçi sayısı yüksek olan sitelerde yer almak isterler.
Alexa verileri ayrıca SEO uzmanlarını değerlendirmek için de kullanılabilir. Bir SEO uzmanının SEO çalışmasını yaptığı bir web sitesinin Alexa değerlerine bakarak, ne kadar başarılı bir çalışma yaptığı hakkında fikir sahibi olabiliriz.

Tüm siteler Alexa'da çıkar mı?

Alexa web sitelerinin verilerini, dünyada 30 milyon site arasına girdikleri zaman göstermeye başlar. Bunun yanı sıra ilk 1 milyon site arasında yer alan siteleri de listeler. Bu kriterlere uyan dünyadaki tüm web siteleri Alexa'da ölçümlenebilir. Ayrıca bir web sitesini Alexa'da ölçümlemek için, o web sitesinin sahibi ya da ortağı olmak zorunda değilsiniz. Her hangi bir internet kullanıcısı, dilediği tüm web sitelerinin Alexa değerlerini görebilir.

Alexa'daki sıralamayı nasıl görürüz?

Eğer ki bir web sitesinin verilerini görmek istiyorsak, Alexa.com adresine girip, arama kutusuna sitenin adresini yazıp Enter tuşuna bastığımızda o sitenin dünyada ve Türkiye ya da kendi ülkesinde kaçıncı sırada bulunduğunu görebiliriz. Ayrıca Alexa.com'da Country bölümünden Türkiye bölümünü seçtiğimizde, Türkiye'deki internet kullanıcılarının en çok ziyaret ettikleri ilk 100 web sitesinin listesini görebiliriz. Eğer Country bölümünden Türkçe'yi seçersek, Türkçe yayın yapan web siteleri arasından en çok ziyaret edilen ilk 100 siteyi görebiliriz.

Alexa verileri ne sıklıkta güncellenir?

Alexa, sitelerin günlük, aylık, 3 aylık ve 6 aylık hit ortalamalarını hesaplayarak, buna göre bir değer ortaya çıkarır. Yani bir gün içerisinde, sitenize çeşitli yöntemler ile çok sayıda ziyaretçi çekseniz ya da yönlendirseniz dahi, o günkü ziyaretçi yükselişi sitenizin Alexa verilerini yükseltmez. Yani bir günlük veriler Alexa değerlerini yükseltmez. Düzgün Alexa değerleri elde etmek isteyen site sahipleri, ziyaretçilerini uzun vadede sitelerine çekmelidirler.

Bu yazı Sosyaling.com'un izni ile Alexa Nedir adlı yazılarından alıntı yapılmıştır.

Klout nedir ?

Son dönemlerin en popüler sosyal medya araçlarından Klout’un ne olduğu hakkında oldukça fazla arama yapılıyor. Bizde tüm yönleri ile Klout’u ele alıyoruz.

Klout nedir, ne işe yarar?

Klout, en basit tanımı ile, kişilerin ve markaların sosyal medyadaki etki gücünü ölçümleyen bir web sitesi. Klout, ABD’de kurulan bir şirket ve ilk zamanlar sadece Twitter hesaplarının ölçümünü yapıyordu. Daha sonradan geliştirilen Klout’a artık Facebook, Facebook sayfasyı, Google +, Linkedin, YouTube, Tumblr, Blogger, Instagram, Foursquare, WordPress, Last.fm ve Flickr hesaplarınız ile de bağlanarak, bu mecralardaki etkinizi de ölçebiliyorsunuz. Üstelik bu alanların sayısının yakında artacağı, Klout tarafından duyuruldu.

Klout en etkili profillerinizi ölçüyor

Klout’a ne kadar hesap bağlarsanız bağlayın, bu hesaplarınızdan en aktif olduklarınız hesaplamaya katılıyor. Eğer bağladığınız tüm hesaplarınızı aktif olarak kullanıyorsanız, tüm sosyal ağ hesaplarınız, puanınıza etki ediyor. Klout’a bağladığınız profillerinizin etki gücüne göre 0 ile 100 arası bir puanınız olacak. Puanınız günlük olarak yeniden hesaplanarak, düşecek ya da artacaktır.

Klout puanınız yüksekse avantajlısınız

Şimdilik ABD’de oldukça popüler olan Klout puanının önümüzdeki dönemde tüm dünyada çok daha önem verilen bir kriter olacağına kesin gözü ile bakılıyor. ABD’de yaşanan birkaç örnek bunun kanıtı niteliğinde. Bu örneklerden bir tanesi, bir şirketin, üst düzey yönetici araması sırasında, çok deneyimli ve bilgili bir aday ile sektöre yeni adım atan fakat Klout puanı yüksek olan bir genç arasında tercihini deneyimsiz fakat Klout puanı yüksek olan ve gelecek vaad eden adaydan yana kullanmasıydı. Diğer örnekler ise, otel, lokanta vb. hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin Klout puanı yüksek müşterilerine daha özenli davranması olarak gösterilebilir. Şirketlerin Klout puanı yüksek müşterilerine daha fazla önem vermesinin iki nedeni var denilebilir. Bunlardan ilki, Klout puanı yüksek müşterinin Twitter ya da Facebook hesabından, oradaki hizmeti öven bir açıklama yapması ve bu açıklamanın çok kişi tarafından görülmesi olarak açıklanabilir. Hiçbir şirket böyle bir reklam fırsatını geri çevirmek istemez. Bir de bunun tam aksi durum söz konusu; Eğer Klout puanı yüksek müşteriler, o şirketin hizmetini kötüleyen Twiit ya da içerikler paylaşırlar ise, o şirketin bu kötü ünvanı sosyal medyada hızla yayılacaktır.

Klout Perks ile hediyeler kazanabilirsiniz

Klout Perks ise, web sitesinin daha sonradan uygulamaya koyduğu bir hizmet. Bu hizmet sayesinde, şirketler diledikleri puan aralığındaki Klout kullanıcılarına çeşitli hediyeler ya da indirim fırsatları gönderebiliyorlar. Bu hem Klout kullanıcılarına güzel avantajlar sağlarken, aynı zamanda buradan kazandığı hediyeleri sosyal medyadan paylaşan Klout kullanıcıları sayesinde, markalarda reklamlarını yapma imkanı buluyor. Eğer kullanıcının Klout puanı ne kadar yüksekse, markaların ona sunacağı hediyede o kadar büyük oluyor. Bu yüzden yüksek Klout puanı her açıdan sosyal medya kullanıcılarının faydasına oluyor.

Klout puanımız kaç olmalı?

Yazımızın ilk başlarında da belirttiğimiz gibi, Klout 0 ile 100 arası bir puan veriyor. ABD’de sıradan kullanıcıların 70 – 80, ünlü kişilerinse 90 – 100 arası puana sahip olmaları gerekiyor. Türkiye’de Klout puanı henüz tam anlamı ile yaygınlaşmadığı için şimdilik 60 – 65 arası puan sosyal medya kullanıcıları için ideal denilebilir. Ancak ileride durumun daha ciddiye alınmaya başlanması ile beraber, daha yüksek puanlara sahip olunması gerekebilir. Türkiye’deki ünlü kişiler ise Klout’tan henüz haberdar değil. İlerleyen dönemlerde onlarında Klout puanına önem vereceklerini söyleyebiliriz. Klout puanınızı nasıl arttırabileceğinizi bir sonraki yazımızda sizler ile paylaşacağız.

Bu yazı Sosyaling.com'un izni ile http://www.sosyaling.com/klout-nedir/ adresinden alınmıştır.

QR kod nedir ?

Günümüzde gazete ve dergi ilanlarında sık sık görmeye başladığımız QR kodlar , ilk olarak 1994 yılında otomobil üretiminde kullanılmaya başlanmış fakat mobil teknolojinin hızla yaygınlaşmasının ardından, günlük hayatlarımıza giren bir barkod uygulamasıdır.

En basit tanım ile QR kodlar, içine içerik eklenebilecek görseller olarak tanımlanabilir. İçerik olarak da, yazı, video, resim ya da fotoğraf olabilir. Bu tamamen ne amaçla kullanılacağınıza bağlı.
QR kodların içerisine 7089 karakterlik bir metin eklenmesi mümkündür. Bu kodlar vasıtası ile, kullanıcılar çeşitli linklere yönlendiriliyorlar. 7089 karakter uzunluğu göz önüne alındığında, bu kodların içine dilediğimiz linki koyabileceğimizi söyleyebiliriz.
QR kod sistemi henüz yeni bir sistem olduğundan, küçük bir kesim tarafından bilinmektedir. Bu sebepten ötürü, QR kod çalışmaları, şimdilik küçük hedefkitlelere yönelik yapılmaktadır.

QR kod nasıl oluşturulur ?

QR kod oluşturmak için internette pek çok site ücretsiz olarak hizmet vermektedir. Dilediğiniz link veya içeriği bu sitelere yükleyerek, QR kodunuzu alabilirsiniz. Artık bu kodları hangi mecralarda kullanacağınız tamemen size kalmıştır.

QR kod hangi cihazlarda kullanılır ?

QR kodları şimdilik sadece akıllı cep telefonları okuyabiliyor. Akıllı telefonların işletim sistemlerine göre QR kod okuyucular bulunuyor. İşletim sisteminizin uygulama sağlayıcı sitesinden (Google Play, iStore vb) uygun uygulamayı indirdiğiniz takdirde, ilanlardaki QR kodları bu uygulamaya okutarak, kodun barındırdığı içeriğe kolayca ulaşabilirsiniz.

QR kod oluştururken nelere dikkat etmeliyiz ?

- QR kodun içine yerleştirdiğiniz linkin, mobil uyumlu bir adres olması önemlidir.
- QR kodun içine yerleştirdiğiniz içeriğin Flash olmaması gereiyor. Zira İOS işletim sistemi Flash içerikleri açmazken, Android cihazlarda bu tür içeriklerde oldukça zorlanıyor.
- QR kodunuzu, hedef kitlenize uygun mecralarda sunmanız, emeklerinizin boşa gitmesini engeller.
Bu yazı Sosyaling web sitesinin izni ile http://www.sosyaling.com/qr-kod-nedir/ adresinden alınarak yayınlanmıştır.

Bilinçaltı Reklam Nedir?

Bilinçaltı reklam tekniklerini tam anlamı ile anlayabilmek için öncelikle biraz insanların bilinçaltını bilmek gerekir. Bu sebeple öncelikle insanların bilinçaltından biraz bahsedelim. Bilinçaltı beynimizin çok büyük bir kısmını kapsayan, yaşadığımız ve duyu organlarımız ile algıladığımız her şeyin kaydedildiği bir yerdir. Beynimiz tüm bu kayıtları ileride tekrardan açığa çıkartmak üzere kaydeder. Bilinçaltımıza kaydedilmiş tüm bu bilgiler yaşamımızda aldığımız ve alacağımız tüm kararları doğrudan etkiler. Tabi ki satın alma davranışlarımızı da. Reklamcılar, bilinçaltımızın satın alma davranışlarımız üzerindeki etkilerini keşfetmesi ile birlikte, bu tekniği markaları için kullanmaya başladılar. Şu anda dünya genelinde yasak olan fakat düzgün bir şekilde denetlenmeyen bu teknik, usta reklamcılar tarafından hiçbirimizin anlayamayacağı şekilde kullanılmaktadır.

Bilinçaltı reklamın keşfi : 25. kare

Bilinçaltı reklam ilk kez James Vicary ismindeki reklamcı tarafından bir sinemada denenmiş ve olumlu sonuçlar verdiği saptanmıştır. Sinemada filmler projeksiyon ışığının önünden hızlıca geçen fotoğraf karelerinden oluşuyor. Bu fotoğraflar saniyede 24 tane geçecek şekilde ayarlanıyor. Her saniye 24 fotoğraf karesinin hızlıca akıp geçmesi ile görüntüler meydana geliyor. James Vicary her saniye ekrandan akıp geçen bu 24 karenin arasına fazladan bir kare daha koyulursa ve o karede bir mesaj olursa insanların o mesajı algılayıp algılayamayacağını test etmiştir. Deney esnasında gösterilen filmin çeşitli yerlerine 25. kare eklenmiştir ve bu 25. karede “Patlamış mısır ye, kola iç” mesajları yer alıyordu. Filmi izleyen insanlar bu mesajları gördüklerini bilmiyorlardı faka bilinçaltı bu mesajı alıyordu. Bu deneyin sonucunda ise mısır satışlarında %18.1, kola satışlarında ise %57.7 artış gerçeklemiş ve 25. kare tekniğinin işe yaradığı ispatlanmıştır.

Afişlerde bilinçaltı mesaj reklamları

Bilinçaltı reklam teknikleri sadece film ve dizilerde kullanılmıyor. Afişlerde bilinçaltı reklam tekniklerinin kullanıldığı bir mecra. İnsan bilinçaltı en çok doğum ve ölüme tepki veriyor. Bu iki unsur insan oğlunun yaşamının temellerini oluşturuyor. Her canlı gibi insan da, türünün devam etmesi için üreme eğilimindedir. Ayrıca bir gün öleceğini bildiği halde, ölümden korkmak ve ölümden kaçmak insanların bilinç dışı olarak gerçekleştirdikleri eylemler arasındadır. İnsanoğlunun bu iki unsura verdiği önemi keşfeden reklam sektörü, bunu kullanmayı da ihmal etmemiş. Büyük markaların reklamlarında bu iki unsuru afişlerinde çeşitli semboller ile veriyorlar. Bunlar arasında en yaygını ise, ölümde “kafatası” sembolünün doğumda ise “Sex” sembolünün kullanımıdır. Usta tasarımcılar, markaların afişlerinde direkt olarak göremeyeceğimiz fakat bilinçaltı düzeyinde bu mesajları algılayabileceğimiz şekilde “Sex” yazısını ya da “Kafatası” sembollerini yerleştiriyorlar. Bu mesajları herkes görüyor ama kimse gördüğünü bilmiyor.

Ses ile verilen bilinçaltı mesajlar

Bilinçaltı mesajlar sadece görsel olarak verilmiyor. Çeşitli ses teknikleri kullanılarak gerçekleştirilen bilinçaltı reklam teknikleri de mevcut. Örneğin bir şarkı ya da filmin içine, kısık bir sesle bir marka veya ideolojinin mesajı yerleştiriliyor. Filmin gürültüsü içinde bu mesajı net olarak duyamıyoruz fakat beynimiz bu sesi diğer seslerden ayırarak hafızamıza kaydediyor ve sesin ne anlattığını algılıyor. Fakat biz bu gizli ses mesajında ne dediğini ya da nerede duyduğumuzu asla bilmiyoruz.

Gördüğümüz bilmiyorsak nasıl etkili oluyor?

Bilinçaltı mesajları direkt olarak görmüyoruz, fakat o mesajı beynimiz hafızamızın derinliklerine kaydediyor. Örneğin bir markanın afişinde gördüğümüz bir “Sex” ya da “Kafatası” sembolü o marka ile birlikte bilinçaltımız tarafından bağlantı kurularak hafızamıza kaydediliyor. Daha sonradan markette o üründen alacağımız zaman, rafta pek çok marka arasında o markanın ürününü tercih ediyoruz. Bu bilinçli olarak verdiğimiz bir karar değil ve bu kararı o afişte gördüğümüz mesajdan dolayı verdiğimizi hiçbir zaman bilmiyoruz.

Bilinçaltı mesajlar kötü amaçlar içinde kullanılıyor

Bilinçaltı reklam tekniğinin iyi bir şey olduğu kesinlikle söylenemez. Fakat bu teknik çok daha kötü amaçlar için de kullanılabiliyor. Örneğin çocukların izlediği çizgi filmlerde de bilinçaltı mesajların bulunduğuna defalarca şahit olundu. Bu mesajlar şiddet içeren hatta pornografik içerikli bile oluyor. Bunun ne amaçla yapıldığı tam olarak bilinmese de, tek tip bir nesil ortaya çıkartma ve küresel markaların yaratmak istediği bir toplum yaratma isteği olabileceği düşünülüyor.

Bilinçaltı reklam yasak mı?

Bilinçaltı reklam tekniğinin kullanımı da yasaklanması da ülkemizden önce daha gelişmiş ülkelerde gerçekleştirilmiştir. Bilinçaltı reklamın ortaya çıktığı ülke olan ABD’de dahil olmak üzere şu anda pek çok ülkede bu teknik yasaklanmış durumdadır. İlk olarak 1964 yılında İngiltere, 1974 yılında ise ABD’de bu reklam tekniğinin kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Şu anda dünya üzerinde Türkiye’de dahil olmak üzere 55 ülkede bilinçaltı reklam tekniğinin kullanılması yasaklanmıştır. Bu konuda verilen en büyük ceza örneği ise Rusya’da yaşanmıştır. İzleyicilerine “Otur ve ATN izle” mesajını verdiği tespit edilen ATN kanalına 2 ay süre ile yayın yasağı cezası verilmiştir. Türkiye’de ise RTÜK tarafından “Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt edilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, bilinçaltı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini” maddesi ile, bilinçaltı mesaj ve reklam yasaklanmıştır.

Bilinçaltı reklam etik mi?

Tüm bu açıklamaların ardından bilinçaltı reklam tekniğinin etik bir uygulama olup olmadığını da sorgulamamız gerekiyor. Bu uygulama her ne kadar etkili ve satış sürecine olumlu katkılar sağlayan bir reklam türü olsa da, kesinlikle etik bir uygulama olmadığını net bir şekilde söyleyebiliriz. Ülkeler bu uygulamayı her ne kadar yasaklamış olsalar bile, televizyon ve sinema sektörü için üretilen her eseri denetleyen bir kurum oluşturulmuş değil. Halen bilinçaltı reklam uygulamaları tüm dünyada özellikle küresel çapta büyük markalar tarafından kullanılıyor. Bilinçaltı reklam örnekleri görmek için Facebook’ta açtığımız Bilinçaltı Mesaj adlı sayfaya www.facebook.com/bilincaltimesaj adresinden ulaşabilirsiniz.

Kaynak : Bilinçaltı Reklam yazısı Sosyaling.com'un onayı ile yayınlanmıştır.
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Nedir Ne Demek - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger